52"Vah halimize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı?" derler. Onlara: "İşte Rahman olan Allah'ın vadettiği budur, peygamberler doğru söylemişlerdi" denir.
53Tek bir çığlık kopar, hepsi, hemen huzurumuza getirilmiş olur.
54Artık bugün kimseye hiçbir haksızlıkta bulunulmaz. İşlediklerinizden başkasıyla karşılık görmezsiniz.
55Doğrusu bugün, cennetlikler eğlenceyle meşguldürler.
Meal: Diyanet İşleri Başkanlığı · Arapça metin: Tanzil (Osmanlı hattı)
SOHBETİ DİNLE:
(Dinlemek ve İndirmek için) ALTERNATİF LİNK:
https://yadi.sk/d/oMlO9Yk43D3FFP
YASİN 52:
قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَن بَعَثَنَا مِن مَّرْقَدِنَا هَذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ
Kâlû yâ veylenâ men beasenâ min merkadinâ, hâzâ mâ vaader rahmânu ve sadakal murselûn(murselûne).
| 1. | kâlû | : dediler |
| 2. | yâ | : ey |
| 3. | veyle-nâ | : yazıklar olsun bize |
| 4. | men | : kim, kimse |
| 5. | bease-nâ | : bizi diriltti |
| 6. | min merkadi-nâ | : uykuya bırakıldığımız yerden |
| 7. | hâzâ | : bu |
| 8. | mâ vaade | : vaadettiği |
| 9. | er rahmânu | : Rahmân’ın |
| 10 | ve sadaka | : ve doğru söylemiş |
| 11 | el murselûne | : gönderilen resûller |
“Eyvahlar olsun bize, mezarlarımızdan(uyuduğumuz yerden) bizi kim beas etti (kaldırdı)? Bu, Rahmân’ın vaadettiği şeydir. Ve resûller doğru söylemişler.” dediler.
YASİN 53:
إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ
İn kânet illâ sayhaten vâhıdeten fe izâ hum cemîun ledeynâ muhdarûn(muhdarûne).
| 1. | in | : eğer |
| 2. | kânet | : oldu |
| 3. | illâ | : ancak, den başka |
| 4. | sayhaten | : sayha, şiddetli ses dalgası |
| 5. | vâhıdeten | : bir, tek |
| 6. | fe | : artık, işte |
| 7. | izâ | : olduğu zaman |
| 8. | hum | : onlar |
| 9. | cemîun | : toplu olarak, hepsi |
| 10 | ledey-nâ | : huzurumuza |
| 11 | muhdarûne | : hazır bulunanlar |
” Sadece tek bir sayha (şiddetli ses dalgası)! İşte o zaman onlar, hepsi huzurumuzda hazır bulunanlardır.
فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٥٤﴾
Fel yevme lâ tuzlemu nefsun şey’en ve lâ tuczevne illâ mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
| 1. | fe | : artık, işte |
| 2. | el yevme | : bugün, o gün |
| 3. | lâ tuzlemu | : zulmedilmez |
| 4. | nefsun | : nefs, kimse, kişi |
| 5. | şey’en | : şey |
| 6. | ve lâ tuczevne | : ve karşılık görmezsiniz, cezalandırılmazsınız |
| 7. | illâ | : den başka |
| 8. | mâ | : şey |
| 9. | kuntum | : siz oldunuz |
| 10 | ta’melûne | : yapıyorsunuz |
” İşte o gün (hiç)bir kimseye, (hiç)bir şeyle zulmedilmez. Ve amellerinizden başka bir şey ile cezalandırılmazsınız.”
YASİN 55:
إِنَّ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ فِي شُغُلٍ فَاكِهُونَ
İnne ashâbel cennetil yevme fî şugulin fâkihûn(fâkihûne).
| 1. | inne | : muhakkak ki |
| 2. | ashâbe | : sahip, ehil, halk |
| 3. | el cenneti | : cennet |
| 4. | el yevme | : o gün, bugün |
| 5. | fî | : içinde |
| 6. | şugulin | : meşguliyet |
| 7. | fâkihûne | : memnun, hoşnut, zevk-ü sefada olanlar |
” Muhakkak ki cennet ehli, o gün zevkli bir meşguliyet içinde olanlardır.