
8Boyunlarına, çenelerine kadar varan demir halkalar geçirmişizdir, bunun için başları yukarı kalkıktır.
9Önlerine ve arkalarına sed çekmişizdir. Gözlerini perdelediğimizden artık göremezler.
10Onları uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.
11Sen ancak, Kuran'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. Artık o kimseyi, bağışlanma ve cömertçe verilecek bir ecirle müjdele.
Meal: Diyanet İşleri Başkanlığı · Arapça metin: Tanzil (Osmanlı hattı)
SOHBETİ DİNLE
SOHBETİ DİNLEMEK VE İNDİRMEK İÇİN ALTERNATİF LİNK
https://yadi.sk/d/TyXIpW6eruaAX
YASİN 8
إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلاَلاً فَهِيَ إِلَى الأَذْقَانِ فَهُم مُّقْمَحُونَ
İnnâ cealnâ fî a’nâkıhim aglâlen fe hiye ilâl ezkâni fe hum mukmehûn(mukmehûne).
| 1. | innâ | : muhakkak ki biz |
| 2. | cealnâ | : kıldık, yaptık |
| 3. | fî a’nâkı-him | : onların boyunlarında |
| 4. | aglâlen | : halkalar, zincirler |
| 5. | fe hiye | : böylece o |
| 6. | ilel ezkâni | : çenelere kadar |
| 7. | fe hum | : böylece onlar |
| 8. | mukmehûne | : başları yukarı kalkık olanlar, başları yukarı kaldırılmış kimseler |
“Muhakkak ki Biz, onların boyunlarına, çenelerine kadar halkalar (zincirler) kıldık (geçirdik). Bu sebeple onlar, başları yukarı kaldırılmış olanlardır.”
YASİN 9:
وَجَعَلْنَا مِن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لاَ يُبْصِرُونَ
Ve cealnâ min beyni eydîhim sedden ve min halfihim sedden fe agşeynâhum fe hum lâ yubsırûn(yubsırûne).
| 1. | ve cealnâ | : kıldık, yaptık |
| 2. | min beyni eydî-him | : onların elleri arasından, önlerinden |
| 3. | sedden | : bir sed |
| 4. | ve min halfi-him | : ve onların arkalarından |
| 5. | sedden | : bir sed |
| 6. | fe agşeynâ-hum | : böylece, artık onları perdeledik, örttük, kuşattık |
| 7. | fe hum lâ yubsırûne | : böylece, artık onlar görmezler |
” Ve onların önlerine ve arkalarına set kılarak (çekerek) böylece onları perdeledik. Artık onlar görmezler.”
YASİN 10:
وَسَوَاء عَلَيْهِمْ أَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ
Ve sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne).
| 1. | ve sevâun | : ve musavidir, eşittir, birdir |
| 2. | aleyhim | : onlara |
| 3. | e | : mi |
| 4. | enzerte-hum | : onları uyardın |
| 5. | em | : veya, mı |
| 6. | lem tunzir-hum | : onları uyarmadın |
| 7. | lâ yu’minûne | : onlar iman etmezler |
” Ve onları uyarsan da uyarmasan da onlar için eşittir. Onlar iman etmezler .”
YASİN 11:
İnnemâ tunziru menittebeaz zikre ve haşiyer rahmâne bil gaybi, fe beşşirhu bi magfiratin ve ecrin kerîm(kerîmin).
| 1. | innemâ | : fakat, ancak, sadece |
| 2. | tunziru | : uyarırsın |
| 3. | men | : kim, kimse, kişi |
| 4. | ittebea | : tâbî oldu |
| 5. | ez zikre | : zikre |
| 6. | ve haşiye | : ve huşû duydu |
| 7. | er rahmâne | : Rahmân |
| 8. | bi el gaybi | : gaybte |
| 9. | fe | : böylece, o zaman |
| 10 | beşşir-hu | : onu müjdele |
| 11 | bi magfiretin | : bir mağfiret ile |
| 12 | ve ecrin | : ve bir ecir |
| 13 | kerîmin | : üstün |
” Sen sadece zikre tâbî olanı ve gaybte Rahmân’a huşû duyanı uyarırsın. Öyleyse onu mağfiret ile (günahların sevaba çevrilmesiyle) ve “kerim ecir” ile müjdele.”


